Mesut Karakış, resimlerinde dolaysız bir biçime yöneliş ile formların, lekelerin ve renklerin birbiriyle olan ilişkisini yorumlamaktadır. Son dönem eserlerinde çıkış noktası doğa örüntüleri olsa da vurgulamak istediği tuval yüzeyinde derinlik, boşluk-doluluk etkisi, transparan geçişler ile çok renklilik yaratma kaygısıdır.

Her resim kişisel bir kompozisyonun parçası olarak katman katman işlenen yüzeylerle başlar. Bu süreçte kompozisyon ve renk paletine göre tekrar tekrar uygulanan farklı boya kalınlıkları ile oluşturulan her akrilik renk katmanı bir önceki ve bir sonraki ile etkileşime girerek yeniden tanımlanır. Yüzeyi örtme işlemi tamamlandıktan sonra kompozisyon planına göre yüzey katmanları zımparalanıp eritilerek ve patine edilerek yavaş yavaş inceltilir ve eksiltilir. Bu eksiltme işlemleri sayesinde alt katmanların renk ve dokuları açığa çıkartılarak yüzeye taşınır ve yepyeni bir görünüm ve izlenim yaratır. Uzaktan bakıldığında izlenen derinlik ve dokusal değerler, dokunsal yakınlıkta tuvalin düz ve pürüzsüz yüzeyi ile izleyicide bir illüzyon etkisi yaratır.

 

Yorum:

FİGÜR VE FORM ARASINDAKİ ÇEKİM

Görsel sanatlarda tasvirin rolü yaklaşık 150 yıldan uzun süredir tartışılan ve resim dünyasını iki ayrı gruba bölmüş bir tartışmadır. Bir tarafta, çok sayıda sanatçı resimde özgürlüğün ve saf özgünlüğün yalnızca formalist bir yaklaşımla elde edilebileceğini vurguladılar. Yalnızca bu şekilde resmin psiko-görsel etkisi tam olarak açığa çıkabilecek ve sanat dünyevi meseleleri tanımlamak için hikayeler anlatma hususundaki tarihi rolünü geride bırakmak durumunda kalacaktı. 

Diğer bir ressam grubu ise eserlerindeki anlatı ve figürasyon gücünün önemine dikkat çektiler. Kişisel hikayelerin siyasi tarihle iç içe geçtiği, sanatın sosyo-politik boyutuna inanmışlardı.

20. yüzyılın sonlarına doğru ise, sanatın postmodern halinin figürasyon ve anlatının aslında birbirine karşıt veya zıt kutuplar olması gerekmediğini ortaya koymasıyla beraber, soyutlama ve formalizm kavramları barıştılar. Hatta öyle bir noktaya gelindi ki, günümüzün ziyadesiyle karmaşık gerçekliklerinin çok katmanlı karakteristiğini layıkıyla karşılayabilmek için her iki yaklaşım da iç içe geçebilmekte. 

Bu bağlamda, Mesut Karakış’ın eserleri doğa ve soyut sanat arasında köprü kurmayı başarabilmiş bir sanatçıya oldukça doğru bir örnek oluşturuyor. Resme olan biçimci yaklaşımı, gerçek dünyadan edindiği kaynaklarını hiç saklamıyor ve tasvir ile soyutlama arasında gidip gelen, oldukça çekici bir estetik yaratıyor. 

Figüratif bir ressam için, örneğin bir ağaç; münferit bir yaşamı, cazip bir hikayesi ve hatta manevi bir aurası olan bir süjedir. Sanatçı, izleyiciyle ağacın varoluş hikayesini paylaşır ve ağaç izleyicinin zihni şemasının bir parçası haline gelir.

Soyut sanatçı içinse ağaç, çizgiler, şekiller ve dokulardan oluşan kompleks bir formdur. Bu noktada, ağaç resimsel bir kalıbın bir parçası olur. Bu sanatsal eylemin biçimciliği, gerçekçi kaynakları soyut sanatın saf estetik meselesi haline getirir. Bu estetik saflık, daha arı bir uyarılmayı hedefler.

Karakış’ın bir sanatçı olarak gelişimi onu figürasyondan soyutlamaya doğru götürdü, ki bu evrimsel yol çok sayıda öznel ve enformalist sanatçı için de geçerlidir. Önceki işlerinde resimlerinin göndergesel karakteri daha güçlüydü ve toplum ile doğaya dair öğeler daha somuttu. Ancak o zaman bile, dillerle, kültürle ya da ağaçlarla ilgilenirken anlatı yerine sanat içi konularla ilgilenmekteydi.

Şu anki işlerinde ise soyutluk seviyesi fazlasıyla artmış durumda, böylece resimlerindeki özgönderimsel ve otarşik karakter baskın çıkıyor. Eserleri oldukça dinamik çizgi dizeyleri, seyrek şekiller, karmaşık dokular ve cazip renk örgüleri sergilemekte.

Mesut Karakış, yapıcılık ve yıkıcılık arasında gidip gelen sofistike ve özgün bir resim tekniği geliştirmiş durumda. Eserlerini oluşturma aşamasında, bulanıklık ve berraklıktan oluşan karakteristik estetiğini formüle etmek için sıklıkla resimlerini bölüm bölüm yaratıyor ve siliyor. Yapım aşamasında yüzeydeki boyaları silerek altta yatan boya katmanlarını göz önüne seriyor. Bu yolla, renk değişimleri birbirleriyle karışıp birleşerek sıra dışı bir psiko-görsel efekt yaratıyor.

Resimlerinin arka planları genellikle beyaz; veya yatay ve dikey çizgilerden oluşan kompleks dokunun geniş dikdörtgenimsi bir alan şeklini aldığı ön planı kaplayan düzeyin görsel etkisini desteklemek amacıyla açık renkler kullanılmış. Tuvalin çoğunu kaplayan söz konusu bu bölgede sayısız çizgi ve küçük renk şekilleri, izleyicinin zihniyle beraber gözlerini de okşayan canlı bir alan oluşturmakta. Karakış genellikle sıcak renkler kullanıyor ve resimlerinin estetik gücünü arttırmak için bu renklere siyah ve beyaz yardımıyla kontrast oluşturuyor. Goethe, Kandisky, Rothko ve Newman gibi isimler daha önce sıcak renklerin ve birbirini tamamlayan kontrastların gücünün farkına varmışlardı. Karakış’ın resimlerinde kırmızı ve turuncu, tıpkı bir volkandan sızan lav akıntıları gibi sık sık çoklu formlar ve fırıl fırıl çizgilerden oluşan kompleks bir ağ içinde karşımıza çıkıyor. Renklerin güçlü özellikleri, kompozisyonun dinamik yapısıyla iyi şekilde dengeleniyor. Birlikte derinlik ve güçlü bir devinim sahibi soyut imgeler oluşturuyorlar.

Boyama, silme ve açığa çıkarmadan oluşan alternatif resim metodunun yalnızca görsel bir niteliği yok. Sahiden de resmin çokça katmanının teşhir edildiği çeşitli evrelerini gözlemlemek bir göz ziyafeti gibi. Görsel tesiri oldukça yüksek ve cazip. Aynı zamanda, yaratma ve yok etme süreci, gösterme ve gizlemeyle birlikte eserlerinin büyüleyici bir kavramsal tarafını da oluşturuyor. Normalde, bir ressam dünya hakkındaki fikirlerini oldukça düz ve katı bir yüzeyde sunar. Eser, “bir şeyleri sergilemektedir”. Resmin ana fikri dışındaki her şey, tuvalin çerçevesinin dışında kalır. Böylece, resmedilen konular bir fikri temsil eder ve dolaylı olarak temsil edilmemiş şeylere de atıfta bulunur. Bu tıpkı hayattaki diğer tüm seçimler gibidir. Bir şeyi seçerken, aynı zamanda diğer tüm seçeneklerden feragat edersiniz. Oysa normalde sadece günlük çevremizdeki sonuçları algılayabiliriz. Sanat dünyasında da yalnızca eserin son halinin galeride sergilenmesini görürüz. 

Fakat, hepimizin bildiği üzere, hayat gündelik rutinlerimizin yüzeyinde gördüğümüz imgelerden ya da bugün gerçekliği algıladığımız birçok perdeden çok daha komplikedir. Her imgenin ardında, aşağıda yatan ve üstünde maddenin durduğu zemini oluşturan sayısız başka imge vardır. Biz buna Görsel Kültür, Kolektif Hafıza ve bazen de Geçmiş ya da Tarihin İzi diyoruz. Uzak geçmişten kültürel objeleri açığa çıkarmak için toprağı derince kazan, kadim ve genellikle bilinmeyen bilgileri gözler önüne seren bilim alanıdır arkeoloji. Bugünü daha iyi anlamak için dünün belleğine ışık tutar.

Bu bağlamda, Mesut Karakış’ın resim metodu sadece şahane bir estetik açığa çıkarmakla kalmıyor, aynı zamanda resmin varoluşsal yapısını da tartışmaya açıyor. Arkeologvari bir kazı ve açığa çıkarma eylemiyle, resmin doğasını teşhir ediyor ve tam da bu sebeple eserleri bu kadim sanat alanının hassas yenilenme sürecine olumlu bir katkı sağlıyor.

Prof. Dr. Marcus Graf, Sanat Tarihçisi, Sanat Yazarı, Küratör

Yeditepe Üniversitesi, Güzel Sanatlar Fakültesi, Sanat Yönetimi Bölümü, İstanbul

 

Marcus Graf: Sevgili Mesut, Galeri 77 bünyesindeki ikinci kişisel sergin bağlamında son serinin durumunu konuşmak istiyorum. Yeni eserlerin beraberinde yeni estetik yaklaşımlar getirmiş gibi duruyor. Ön plandaki biçim ızgara şeklindeki örgüler olmuş. O halde resimlerindeki bu yeni geometrinin anlamıyla başlayalım istersen. Bu ızgaralar nasıl açığa çıktı?

Mesut Karakış: İkinci kişisel sergimde de yanımda olduğun ve desteğin için çok teşekkür ederim. Bu serideki çalışmalarımda soyutlama yolculuğumun daha belirgin olduğunu düşünüyorum. Bu dönem işlerimde yatay ve dikey çizgileri daha sistemli, simetrik, bir bütünlük sağlayacak şekilde dengeli kullanmaya çalıştım. Tuval üzerinde birbirine paralel, birbirini kesen, farklı kalınlıklarda ve yüzeyde farklı derinliklerden geçen çizgiler sonucu ızgara formu oluştu.

 

Graf: Önceki işlerinde gördüğümüz lirik ve organik formlar ve kompozisyonların aksine, eserlerinde artık geometrik yapılar öne çıkıyor. Güncel eserlerinde ızgaranın kavramsal anlamı ve estetik fonksiyonu nedir?

Karakış: Sanatın temelini oluşturan çizgi, sanat eserini biçimlendiren, görünür kılan, onu var eden bir elemandır. Çizgilerin biçimleri ve birbirleri ile olan ilişkileri bizde farklı etkiler yaratır. Yatay çizgilerin karakteri statik ve hareketsizliği çağrıştırırken, dikey çizgiler ise dinamiktir. Birbirini kesen, belli bir sistem ile incelip kalınlaşan çizgiler yüzeyde optik bir etki yaratır.

 

Graf: Kompozisyonun önemli parçalarından biri de espas, yani espas derinliğinin yanılsaması. Bu kavramı güncel eserlerin bağlamında nasıl değerlendirirsin?

Karakış: Resmimde nesneleri tanımlamak üzere derinlik yanılsamaları kullanmıyorum. Sanatın temel öğelerini kullanarak, nesneleri tanımlamak yerine sanat öğelerinin bir araya gelişlerindeki karşıtlıkları kullanarak derinlik yanılsamaları elde ediyorum.

 

Graf: Güncel eserlerinde, ızgara kavramı kent hayatından aşina olduğumuz geometrik yapılarla ilintili gibi. Bazı eserler binaların ön cephelerine benziyor, bazılarıysa dijital matrislere. Kompozisyonlarını nasıl oluşturuyorsun?

Karakış: Renkleri, bu renklerin yüzeyde bulunacağı katmanları, onları formlandıracak çizgileri bir bütün halinde düşünüyorum. Yâni yolculuğum renklerle oluşturduğum lekelerle başlıyor, onları yatay ve dikey çizgilerle formlandırıyorum. Her bir ızgara çerçevesine düşen sürprizler peşindeyim. Birbirine eşit ve tekrar eden ızgaralar; her bir ızgaradaki farklı görsel etkilerle bütünde izleyiciye özel bir izlenim sunar.

 

Graf: Sürprizlerden bahsediyorsun. Resimlerinin ne kadarı tasarlanmış, ne kadarı rastlantısal?

Karakış: Her resme bir kararla başlasam da kullandığım malzemelerin değişkenleri o an resmin gidişinde etkili rol oynuyor. Havadaki nem ve ısıya bağlı boya kuruma süreleri, suyun akışkanlığı ve benim ruh halim J Bu raslantısallıklar bir sonraki resmin bilinçli uygulamalarına dönebiliyor.

 

Graf: Peki öncesinde skeç ya da maket yapıyor musun?

Karakış: Skeç ya da Maket yapmıyorum.

Geleneksel yöntemler yerine kendi tekniğimle resim yapıyorum. Aynı anda her biri farklı boyutlarda ve aşamalarda birkaç tane resim üretiyorum. Bu aşamalar esnasında suyu kontrol edemediğim durumlarda sezgisel ve deneysel devam ediyorum. Bu her aşama aslında bana yeni keşifler ve deneyimler sunuyor ve kafamda bir sonraki resmin taslağını yapmaya başlamış oluyorum.

 

Graf: Fırçasız bir şekilde resim yapıyorsun. Kullandığın bu tekniği açıklayabilir misin?

Karakış: Teknik olarak yeni bir resim hazırlığım; Önceden planladığım kompozisyon ve renk paletine göre Akrilik boyayı plastik spatula yardımıyla tuval yüzeyine sıvayarak başlar. Kurumasını takriben tekrar tekrar (min.20-30 kat) uyguladığım her bir boya katmanı bir öncekini örter. Yüzeyi örtme işlemi tamamlandıktan sonra kompozisyon planına göre yüzeyi su yardımı ile yumuşatıp, zımpara ve patine ederek eksiltiyorum. Bu eksiltme işlemi ile alt katmanların renklerini yüzeye taşıyorum. Yüzeyden derine indikçe derinden yüzeye açılan her boya katmanı yüzeyde espas, boşluk-doluluk oluşturarak bize yeni bir görünüm sunar. Uzaktan bakıldığında izlenen derinlik ve dokusal değerler, dokunsal yakınlıkta tuvalin düz ve pürüzsüz yüzeyi izleyicide illüzyon etkisi yaratır.

 

Graf: Her eserinde birçok renk katmanı bulunmakta. Bazıları yüzeyde duruyorlar. Bazılarıysa diğer renkli alanların altında kalmış durumda. Renklere nasıl karar veriyorsun?

Karakış: Canlı, sıcak, ihtiraslı ve tutkulu renkleri seviyorum. Kimi zaman renk paletinde zıt renkleri bir araya getiriyorum. Kimi zamanda duygu yoğunluğuma bağlı olarak renkler arasında harmoni arıyorum. Bir araya geldiğinde titreşim yaratan renkler beni cezbediyor.

 

Graf: Hem küçük hem de büyük formatlarda çalışıyorsun. Boyut ve formata nasıl karar veriyorsun?

Karakış: Dikdörtgen yüzeyleri seviyorum. Genellikle dikdörtgen yüzeyleri dikey olarak kullanıyorum. Çalışmalarımın dikey yüzeylerde bu daha izlenime uygun olduğunu düşünüyorum. Şu anki çalışma koşullarımda daha büyük formatta çalışmaya müsait değil.

 

Graf: Seri yöntemiyle çalışıyorsun. Her serinin sonunda, bir bilgi neticesi ortaya çıkıyor ve sanatçı bu süreçte konsept, form ve teknik açıdan yeni sezgiler ediniyor. Şu anki seriden edindiğin bilgi neticesi nedir sence?

Karakış: Bu tekniği keşfettiğimde yaptığım ilk denemeler yatay ve dikey formlardan oluşmaktaydı. Daha sonra bu kompozisyonlar daha figüratif dallanmalara doğru devam etti. Bu yaklaşık iki yıllık süreçte ilk sergimdeki işlerim ortaya çıktı. İlk sergimden itibaren yatay ve dikey çizgisel kesişmeleri daha sistemli, simetrik, bir bütünlük sağlayacak şekilde dengeli ve geometrik biçimlerin optik etkilerini kuvvetlendirmeyi amaçlayarak ele aldım. Bu şekilde keyif aldığım çizgisel kesişmeleri yeni kompozisyonlara taşımaya çalıştım. Daha önce de dediğim gibi yaptığım her resim bana yeni deneyimler ve keşifler sunarak heyecanımı diri tutuyor.

 

Graf: O halde güncel işlerinin, formalist Soyut Sanat’tan ziyade Op-Art akımına daha yakın olduğunu söyleyebilir miyiz?

Karakış: Evet. Formalist bir yaklaşımı benimsesem de şu anki çalışmalarımın Op-Art akımına yakın olduğunu düşünüyorum.

 

Graf: Peki, Op-Art akımında önemli birer yer teşkil eden, birbiriyle ilişkili perspektif ve dinamizm kavramlarının güncel eserlerindeki anlamlarını nasıl değerlendirirsin?

Karakış: Op-Art ta genellikle geometrik çizgiler ve zıt renklerin kompozisyonuyla düz yüzeyde derinlik ve görsel algıya dayalı yanılsama amaçlanır. İşlerimin Op-Art a yakınlığı birbirini eşit kesen yatay ve dikey çizgilerin oluşturduğu formlar ve karşıtlıklarıdır.

Çalışmalarımı Op-Art tan ayıran en önemli özellik ise yatay ve dikey çizgilerle oluşan her bir benzer formun kendine özel leke ve renk taşımasıdır. Sürprizi tekrar eden formlarda gözün yanılsaması ile değil, katmanlar arası derinliklerde arıyorum.

 

Graf: Güncel resimlerinde, canlı renklerle beraber boş alanlar ve beyaz kullanımı artmış gibi duruyor. Geometrik eserlerinin birçoğunda da üst kısımlar oldukça yoğun şekilde formüle edilmiş, ancak alt kısımlar daha basit duruyor, daha az yapı ve renk gösterip daha çok beyaz bölüm içeriyor. Tüm bu boş alanlar ve beyaz güncel eserlerinde hangi rolü oynuyorlar?

Karakış: Son çalışmalarımda küçük detaylardaki ince dokunuşların yanında tuvalin genelinde büyük lekelerle çarpıcı kontrastlar oluşturarak daha çekici ve daha cezbedici bir izlenim amaçladım.

 

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

Name *