SERIAL BEAUTY

06 Şubat – 14 Mart 2020 | 06 Feb. – 14 March 2020 @ Galeri 77

Mesut Karakış Serial Beauty Sergisi

Seri Güzellik | Serial Beauty

Mesut Karakış gibi biçimci ressamlar için önemli olan sanatsal unsurlar formlar ve renklerdir. Eserlerinin kompozisyonu, resmin içsel yapısına odaklanarak azami estetik ve görsel etkiyi amaçlar. Bu eserlerin anlamı anlatı, betim ya da çizimden ziyade dışavurumun teknik ve şekilsel yollarında bulunur. Hem biçimci hem de minimalist resimler, bir hikâye anlatmaz ya da seyircisine edebi bir içerik ulaştırma amacı gütmez. Resmin gerçek ve özgül varlığı dışında bir şey yoktur. Bunun için 1964 yılında Frank Stella popüler bir deyiş olan “bir şey ne ise odur” idiyomunu, entelektüel sanat bağlamında “ne gördüğün ne gördüğündür” olarak yeniden icat etmiştir.

 

Bu sözcükler basit görünür. Yine de modern biçimciliğin 100 yıllık tarihinin yanı sıra 1960’lardan beri minimal resim sanatı için sayısız çalışma fırsatı ve sanatsal stratejiye atıfta bulunur. Modern soyut sanatın bu çok yoğun evrimsel hikâyesinin sonunda, soyutluk kavramının birçok kez öldüğü ilan edildi. Buna karşın, herhangi bir görüş birliği olmamakla birlikte, çağdaş sanatçılar arasında büyük bir grup hala biçimcilik ve minimalizme bağlıdır. Tüm bu zorluklara rağmen estetik, maddi ve teknik alanlarda yaratıcı yaklaşımlara halen rastlanılabiliyor, dolayısıyla soyut resmin hikâyesi bir süre daha devam edecek gibi duruyor.

 

Mesut Karakış, üretiminde ve temsilinde yeni yollar açarak soyut resmi klasik sınırlarından ileri taşıyan yaratıcı sanatçılar arasında yer almakta. Renklerle olduğu kadar yeni resim teknikleriyle denemeler yapan Karakış’ın sanatsal gelişimi, onu tasvirden soyutluluğa sürükledi. Güncel eserlerinde resminin öz-gönderimsel ve otarşik karakteri baskın gelmekte. Çoğunlukla organik deformasyon ve dışavurumların şiirsel yollarıyla karakterize edilen önceki çalışmalarından farklı olarak, yeni çalışmaları geometrik şekiller, çizgilerden oluşan dinamik matrisler, ince formlar, karmaşık dokular ve canlı renklerden oluşuyor. Artık, örgü üzerinde çizgisel formlar Karakış’ın kompozisyonlarındaki baskın unsurlar. Oranlı görünen dizilişler, çeşitli dikdörtgenler, karmaşık çizgi ağları ve şekiller resmin düzensel varlığını niteler. Her ne kadar kentsel ya da mimari yapıları, mikroskop görüntülerini, 1’lerin ve 0’ların dijital matriksini temsil ediyor gibi görünseler de bu çalışmalar aslında kendilerine atıfta bulunan nitelikte. Herhangi bir dış bağlam ya da gerçekliği ima etmiyorlar. Bu resimler, resmin kendisiyle alakalı.

 

Mesut Karakış, yapıcılık ve yıkıcılık arasında gidip gelen sofistike ve özgün bir resim tekniği geliştirmiş. Eserlerini oluşturma aşamasında, bulanıklık ve berraklıktan oluşan karakteristik estetiğini formüle etmek için sıklıkla resimlerini bölüm bölüm yaratıyor ve siliyor. Resimleri, akılcı hesaplamalar ve ihtimallerin karmaşık diyalektiği içerisinde çağdaş resmin çok boyutlu varoluşuna değiniyor. Eserler, planlılık ve tesadüf arasında, estetiğin çeşitli ekollerinin eşiğinde, soyut resmin tarihi zenginliğini ve güncel görsel kültürümüzün varlığını ortaya çıkarmakta.

 

Beyaz arka planla başlayarak, düzinelerce akrilik renk katmanları bir diğerinin üzerine konulur. Her katman, bir üstündekinin psiko-görselliğini etkiler. Çok katmanlı arka plan derin bir alan ve renk hissi açığa çıkarır. En ön katmanda, dikey ve yatay çizgilerinden karmaşık dokular, geometrik bir ağ oluşturur. Karakış’ın resimsel örgüsünde, küçük renk şekilleri, izleyicilerin hem gözlerini hem de aklını tahrik eden enerjik bir alana dönüşür.

 

Açığa çıkan nihai görselde, en ön katman fırçayla boyanmamıştır. Mesut Karakış, zemindeki rengin belli bölümlerini eritmek ve ayırmak için akrilik boya ve su arasındaki kimyasal reaksiyonu kullanır. Onlarca tek renkli katmanı üst üste koyduktan sonra, su çizgileri ve çeşitli kompozisyonel tasarımlarını yüzeye yerleştirir. Resmetme sürecinde sanatçı, tıpkı bir renk bilimcisi gibi yeri, zamanı, ısıyı, nemi ve resim üzerindeki birçok çevresel etkeni dikkate almak ve hesaplamak zorundadır.

 

Karakış resimlerindeki çizgiler ve şekilleri yaratmak için suyu kullanır. Renk katmanları arasına su giderleri oluşturarak boyanın önemli bir kısmını kaldırır ve alt katmanları görünür kılar. Sanatçı görsel fikrini gerçeğe dönüştürecek derinliğe ulaştıktan sonra zımpara kâğıdı kullanarak suyu ve çözünmüş boya parçalarını temizler. Resim yüzeyinin plastik ya da sentetik bir baskı yüzeyi kadar pürüzsüz hissettirmesinin sebebi budur.

 

Karakış resimlerinin estetik gücünü arttırmak için canlı renkleri beyaz ve siyah ile birlikte kullanıyor. Özellikle güncel çalışmalarında beyaz, diğer renkleri öne çıkaran ve seyircinin odağına koyan düzlemsel bir boşluk hâlini almış. Resimlerin üst bölümünden alta doğru indikçe renk paleti yoğunluktan sakinliğe kayıyor. Bu yalnızca rengin psiko-görsel etkisini güçlendirmekle kalmıyor, aynı zamanda hareket hissini ve uzaysal derinliği de arttırıyor.

 

Karakış’ın bu alternatif resim metodundaki silme ve açığa çıkarma yalnızca görsel kalitesiyle öne çıkmıyor. Dahası da var: bu dinamik akışın sonuçlarını özümsemek ve onlarca boya katmanı boyunca bakabilmek gözler için bir ziyafet. Görsel etkisi oldukça çekici ve yüksek. Bununla birlikte, bu çok katmanlı şeffaflık ve dinamizm; yüksek hızdayken resimlerin ve olayların hiç bitmeyen imgeler dağına dönüşene kadar birbiri içerisinde eriyip gittiği görsel kültürümüzün güncel durumuna atıfta bulunmakta. Tam da bu sebeple hem yaratı ve yok etme süreci, hem de gösterme ve gizleme güncel gerçeklik algımıza işaret eden kavramsal boyutlar ihtiva ediyorlar. Karakış’ın eserlerine tuval sınırlarının ötesinde bir anlam ve önem kazandıran da bu diyalektik

Prof. Dr. Marcus Graf

Sanat Yazarı, Küratör ve Yeditepe Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Sanat ve Kültür Yönetimi Bölümü Başkanı

 

For formalist painters like Mesut Karakış, shapes and colors are the only artistic elements that matter. Focusing on the intrinsic structure of painting itself, the work’s composition aims for a maximal aesthetic impact and retinal effect. The meaning of such pieces cannot be found in narration, representation or illustration but in the formal and technical ways of expression. Formalist as well as minimalist paintings do not tell a story or communicate a literary content to the spectator. There is nothing besides the actual and specific being of the painting. For this, in 1964, Frank Stella coined the slogan of “What you see is what you see”, and transferred so the popular phrase of “It is what it is” into the intellectual context of art.

 

These words seem simple. Though, they refer to an over 100-year-old history of modern formalism, as well as to numerous working opportunities and artistic strategies in the art of minimal painting since the 1960’s. At the end of this very intensive evolutional story of modern abstract art, various declarations of abstraction’s death have been made. Nevertheless, there is no final conclusion within sight, as a large group of contemporary artists continue to be engaged in formalism and minimalism. Despite all difficulties, innovative approaches in the fields of aesthetic, material and technique can still be found, so that the history of abstract painting gets further propelled.

 

Mesut Karakış counts among these innovative artists that push abstract painting beyond its classic limits for opening-up new ways of production and reception. Experimenting with color as well as with alternative painting methods, Karakış’ artistic development has led him from figuration to abstraction. In his current work, the self-referential and autarkic character of his paintings is prevailing. Different from the former series, which were mostly characterized by organic deformation and lyrical ways of expressions, the current paintings are based on geometrical shapes, and show highly dynamic matrixes of lines, thin shapes, complex textures and appealing bride colors. A linear form language based on the grid dominates now his compositions. In rational looking arrays, numerous rectangles and highly complex networks of lines and forms characterize the compositional being of the paintings. Although they seem to refer to urban or to architectural structures as well as to microscope images or to representations for the digital matrix of 0 and 1, the pieces are self-referential. They do not refer to any outer context or outer reality. These paintings are about painting itself.

 

Mesut Karakış’ sophisticated and individual painting technique shifts permanently between construction and destruction. During the production of his pieces, he constantly creates and erases parts of the paintings to formulate his characteristic aesthetic of blurredness and clarity. In a highly complex dialectic of rational calculating and chance, the pieces refer to the multidimensional being of contemporary painting itself. In between plan and coincidence, on a threshold of various schools of aesthetics, the pieces reveal the richness of the history of abstract painting as well as the current being of our visual culture.

 

Starting from a white background, dozens of acrylic color layers are put on top of each other. Every layer influences the upper psychovisual effect of the paint above. The multilayered background causes a deep sensual feeling of space and color. On the final foreground, complex textures of horizontal and vertical lines form geometrical nets. Inside his painterly grid, small color-shapes formulate a vibrant field that stimulates the retina as well as the mind of the spectator.

 

The final image that appears on the foreground is not painted with a brush. Mesut Karakış uses a chemical reaction between water and acrylic paint for disengaging and dissolving certain parts of the color from the ground. After having put dozens of monochrome layers on top of each other, he draws water marks and certain compositional designs onto the surface. During the painting process, like a color-scientist, the artist has to consider and measure time, place, heat, moisture and many other environmental effects on the paint.

 

Karakış uses water to create the lines and shapes in his paintings. He makes water sink into the color layers, and so removes certain amounts of paint for revealing underlying parts. After reaching a certain deepness that the artist needs for realizing his visual idea, he uses fine sandpaper to take away the water and the dissolved color particles. This is the reason, why the surface of the painting feels as smooth as a plastic surface or a synthetic print.

 

Karakış contrasts bride colors with black and white in order to strengthen the aesthetic power of his paintings. Especially in the current series, white becomes a compositional void, which pushes the color to the front and so into the focus of the spectator. From the upper part to the lower ones of the paintings, the color scales change from intensiveness to calmness. This not only supports the psycho-visual effect of the color but also increases the feeling of movement and spatial deepness.

 

In his alternative method of painting, erasing and revealing has not only a visual quality. Indeed, observing the results of this dynamic flux and gazing through the numerous layers of paint is a feast for the eye. Its visual impact is high and appealing. Though, this multilayered transparency and dynamism also refers to the state of our visual culture, where in high speed, pictures and incidents constantly melt into each other just to vanish in the mountain of never-ending images. This is the reason why the processes of creating and destroying, as well as showing and hiding contain conceptual dimensions that refer to the current state of our reality. It is this dialectic that gives his work a meaning and importance that goes beyond the limits of his canvas.

 

 

Prof. Dr. Marcus Graf

Art Writer, Curator and Head of the Art and Cultural Management Deptartment in the Fine Arts Faculty at Yeditepe University